Kategori: Genel

Boşanma davası

Evlilik kurumunu sona erdiren durumlar Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenmiş olup boşanma davası, evliliği sona erdiren durumlardandır. Boşanma hükümleri Türk Medeni Kanunu’nun 161-184 maddelerinde açıkça belirtilmiştir. Yasaya göre boşanma yalnızca dava ile yani hakimin kararı ile olanaklı hale gelmektedir. Mahkemenin nihai kararı aleyhine olan tarafın bu karara karşı istinaf hakkı yoktur. Kanun yolu süresi mahkemenin gerekçeli kararının tebliğinden sonra başlamaktadır.

Boşanmak istiyorum, ne yapmalıyım?

Türk Medeni Kanunu’na göre boşanma davası eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan itibaren beraber ikamet ettikleri yerdeki Aile Mahkemelerinde başlatılır. Tespit edilen yetkili yerde Aile Mahkemesinin olmadığı koşullarda ise Aile Mahkemesi sıfatı ile davaya bakmakla görevli olan Asliye Hukuk Mahkemelerine başvurulur.

Boşanma davası sürecinde mahkeme kararları verilirken tarafların iddia ve savunmalarının özet hali, anlaşmazlık hususları, çekişmeli konular hakkında edinilen ipuçları, delillerin tartışılması, ret ve üstün tutulma nedenleri, sabit görülen vakalar ve bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebebin biliniyor olması şarttır. Boşanma davasında mahkeme kısa kararından sonra kararını Yargıtay denetimine uygun olarak gerekçeli bir şekilde açıklanmadığı takdirde bu durum bir bozma nedeni olarak görülecektir. Boşanma kararına karşı kanun yoluna başvurulduğunda bu hususlara dikkat edilmesi çok önemlidir. Davanızı alanında yetkin bir boşanma avukatı ile takip ediyor olmanız tüm bu yükümlülükleri ve yasal mevzuatı onun üstüne bırakmanız ve dolayısıyla yükünüzün hafiflemesi, içinizin rahat bir şekilde boşanma süreci geçirmenizi kolaylaştıracaktır.

Dava nasıl açılır?

Boşanmak isteyen taraf, boşanma davasını Türk Medeni Kanunu’nda sayılan boşanma sebeplerinden en az birine uygun olmak koşuluyla hazırlayacağı boşanma dilekçesi ile kendisinin veya eşinin yerleşim yeri ya da davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yerdeki Aile Mahkemelerinde başlatmalıdır. Boşanma davası açabilmek amacıyla hazırlanan dilekçe gerekli olan evraklarla beraber mahkemenin tevzi bürosuna verilmelidir ve tevzi bürosunun hesapladığı harç ve masraflar davayı açan kişi tarafından karşılanması gerekir. Boşanma davası bu şekilde açılmış olur.

Boşanma avukatı gerekli midir?

Boşanma davası taraflara çok fazla sorumluluk bırakmaktadır. Boşanma davasında davanın vasıf ve mahiyeti sebebiyle tarafların bazı delillere başvurması ve Kanunda belirlenen sürelere uyması şarttır. Aksi takdirde hem davacı hem de davalı eş için bu durum davayı kaybetmeye sebep olacak, üstelik davayı kaybeden taraf aleyhine bir takım tazminat, dava masrafı, harç ve vekalet ücreti ödeyecektir. Boşanma davası açmak isteyen taraf ve hakkında boşanma davası açılan kişi bu nedenle öncelikle uzman bir boşanma avukatına başvurmalı ve gerekli hukuki yardımları edinmelidir.

Boşlanma işlemleri nasıl yürütülür?

Boşanmak isteyen taraf boşanmadan kaynaklı hak ve yükümlülüklerini öğrenmek amacıyla başta boşanma avukatına başvurması yararına olacaktır. Boşanma sebeplerinizi yazdığınız dilekçe ile açtığınız bir boşanma davasında delil bildirimi, sürelere sadık kalma, davalının cevabına yanıt verme, delillere yönelik mahkemeyi aydınlatma ve HMK ve MK dan kaynaklı bir çok yükümlülük beraberinde alınmaktadır. Yani dilekçe hazırlamakla iş bitmez, değişen kanunlar ve Yargıtay kararlarını vatandaşın takip etmesi ve uygulaması oldukça zordur. Bu sebeple boşanma avukatına başvurmak ve boşanma işlemlerini avukatın yürütmesini beklemek en doğrusu olacaktır.

Dava ücretleri ne kadardır?

Boşanma davası ücreti başvuru harcı ve yargılama giderlerinden oluşur. Yargılama giderleri ise boşanma davası dilekçesinde belirtilen tanıkların sayısı, dayanılan deliller, boşanma davasının anlaşmalı boşanma davası ve çekişmeli boşanma davası olmasına göre değişkendir. Ayrıca boşanma davasında boşanma ile beraber talep edilecek kalemler niteliğine göre ayrıca ücretlendirilmektedir. Boşanma davasında maddi ve manevi tazminat talepleri ile nafaka talepleri ayrıca ücretlendirilmiyorken ziynet eşyalarının iadesi talebi ve boşanmanın feri niteliğinde olmayan maddi zararın tazmini talebi ayrıca ücrete tabi tutulmaktadır. Boşanma avukatına taleplerinizi tek tek belirttiğinizde yasal harç ve gider net olarak saptanabilecektir.

Boşanma avukatı ücreti nedir?

Boşanma avukatı ücreti, Asgari Avukatlık Ücret Tarifesinde belirlidir. Ayrıca boşanma avukatı ile yapılacak olan avukatlık ücret sözleşmesi ile de hesaplanabilir.

Boşanma davası çok sürer mi?

Boşanma davası, Aile Mahkemesi Tevzi Bürosuna boşanma dilekçesi ve evraklarının verilmesi, vezneden harç ve yargılama giderlerinin ödenmesiyle birlikte başlatılır. Mahkemeye dosyanızın tevzi edilmesiyle birlikte mahkemece dilekçe ve dava şartları kontrol edildikten sonra tensip zaptı düzenlenir. Boşanma davası yazılı yargılama usulüne tabi olup hazırlanan tensip zaptının bir kopyası davacıya bir kopyası ise boşanma davası dilekçesi ile birlikte davalıya verilir. Tensip zaptında bir çok ihtar yer almakta olup davalı cevap ve delillerini 2 haftalık cevap süresi içinde belirtmek zorundadır. Mahkemeye verilen cevap dilekçesi bu defa davacıya tebliğ ettirilir ve davacı 2 haftalık süre içinde cevaba cevap dilekçesini sunar, davacının bu dilekçesini mahkeme davalıya tebliğ eder ve davalı tarafından iki haftalık süre içinde ikinci Cevap dilekçesi hazırlanır. Bu adıma dilekçeler teatisi de denir. Dilekçeler teatisi sona erdiğinde veya bu sürenin sonuna denk gelecek şekilde Mahkeme belirleyeceği ilk duruşmada ön inceleme duruşması yapar ve bu duruşmada deliller, uyuşmazlık konusu, sulh olup olmama gibi konular münakaşa edilir. Bu aşamadan sonra artık davanın aslına başlanır. Boşanma davasında uyulması gereken bir çok yasal süre ve yükümlülük vardır. Uzman boşanma avukatı ile davanın takip edilmesi sürelere uyma davayı hızlı bir şekilde tamamlamaya olanak sağlayacaktır. Aksi takdirde eksik evrak veya sürenin kaçması sonucu davayı kaybetmenin yanında sonuçlanıncaya kadar ise beklemede olacağınız uzun bir süreç yaşamınıza neden olacaktır.

Boşanma Şartları Nelerdir?

Boşanma davalar anlaşmalı ve çekişmeli boşanma davaları  iki şekildedir. Boşanma şartları da dava çeşidine göre değişkenlik göstermektedir. Çekişmeli boşanma davalarında boşanma kararına varılabilmesi için, usulüne uygun olarak açılan boşanma davası olması, yasada gösterilen boşanma nedenlerinden en az birine dayanıyor olması, boşanma sebebi anlaşılır açık net bir şekilde belirtilmesi, boşanma nedenlerinin ispat edilmesi ve boşanma sürecinin usulüne uygun takip edilmesi başlıca koşullardır. Dava hakimi boşanma davasında boşanma sebebi olarak gösterilen olayların varlığına kanaat getirmedikçe boşanma kararı verilemez.

velayet davaları, anneye velayet, babaya velayet, nafaka,

Yargıtay’dan emsal karar: Velayet babada ise anneler nafaka ödeyecek

Yargıtay’dan emsal karar: Velayet babada ise anneler nafaka ödeyecek

Yargıtay, çocukların velayetinin babaya bırakılması halinde, annenin çocuklar için iştirak nafakasından sorumlu tutulacağına hükmetti.

Velayet davalarında velayet, küçük veya ergin kısıtlıların gerek kendilerine ve gerekse mallarına özen gösterilmesi ve onların temsil edilebilmesi için kanunen ana ve babaya yüklenen yükümlülükleri ve verilen yetki ile hakları ifade eder. Velayet ana ve babaya eşit olarak verilmiştir. Evlilik devam ettiği sürece ana ve baba velayeti birlikte kullanırlar.Ana ve baba evli değilse kural olarak velayet anaya aittir. Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda, doğrudan çocuğun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır ve uygularlar. Ana ve baba, çocuğu olanaklarına göre eğitirler ve onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişimini sağlar ve korurlar. Çocuğun dini eğitimini belirleme hakkı da ana ve babaya aittir. Çocuğun korunmasına ilişkin diğer önlemlerden sonuç alınamaz ya da bu önlemlerin yetersiz olacağı önceden anlaşılırsa, velayet kaldırılır. Velayet kaldırılınca vasi atanır.

Medeni Kanunun 348. maddesine göre, çocuğun korunmasına ilişkin diğer önlemlerden sonuç alınamaz ya da bu önlemlerin yetersiz olacağı önceden anlaşılırsa, hakim aşağıdaki hallerde velayetin kaldırılmasına karar verebilir: a) Ana ve babanın deneyimsizliği, hastalığı, özürlü olması, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerden biriyle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi, b) Ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması. Velayet ana ve babanın her ikisinden birden kaldırılırsa çocuğa bir vasi atanır. Kararda aksi belirtilmedikçe, velayetin kaldırılması mevcut ve doğacak bütün çocukları kapsar. Velayetin kaldırılması halinde de ana-babanın bakım yükümlülüğü devam eder, ana-babanın ödeme gücünün olmadığı hallerde masraflar Devlet tarafından karşılanacaktır.

Emsal nitelikte bir karara imza atan Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, velayeti babaya verilen çocuklar için kadının iştirak nafakasından sorumlu olduğuna hükmetti. Kararda; Türk Medeni Kanunu’nun 327/1.maddesinde; çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderlerin anne ve baba tarafından karşılanacağı hükme bağlandığı hatırlatıldı. Ana ve babanın bakım borcunun, çocuğun ergin olmasına kadar devam edeceği vurgulandı.

velayet davaları, anneye velayet, babaya velayet, nafaka,
Yargıtay’dan emsal karar: Velayet babada ise anneler nafaka ödeyecek

Velayet babada ise anneler nafaka ödeyecek, kararda şöyle denildi:

Küçüğe fiilen bakan ana veya baba, diğerine karşı çocuk adına nafaka davası açabilir. Nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir. Somut olayda; davacı babanın eldeki dava ile müşterek çocuklar için iştirak nafakası talebinde bulunduğu ortadadır. Dosyada mevcut bilgi ve belgeler ile sosyal ekonomik durum araştırmasına göre, davacı babanın abisi ile birlikte kuyumcu dükkanı çalıştırdığı, davalı annenin ise ev hanımı olduğu, babasının kendisine aldığı evden aylık 800 TL kira geliri bulunduğu anlaşılmaktadır.

Davalı annenin başkaca bir gelirinin olmadığı ortadadır. Buna göre, tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumları, nafakanın niteliği, müşterek çocukların yaşları ve ihtiyaçları ile özellikle nafaka yükümlüsü davalı annenin gelir durumu nazara alındığında; hükmedilen iştirak nafakası miktarları biraz fazla olup, Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 4. maddesinde vurgulanan hakkaniyet ilkesine uygun bulunmamış, bu husus bozmayı gerektirmiştir. O halde mahkemece yapılacak iş; nafaka yükümlüsü annenin ekonomik durumu ile çocukların yaşı, eğitim durumları ve ihtiyaçları da gözetilerek, TMK’nın 4. maddesinde vurgulanan hakkaniyet ilkesi de dikkate alınmak suretiyle daha uygun miktar nafakaya hükmetmek olmalıdır. Mahkeme hükmünün davalı yararına bozulmasına oy birliğiyle karar verildi.

 

evliliğin genel hükümleri, evlilik tanımı medeni kanun, evlilikte kadının hukuki hakları, evlilik kanunu, 4721 sayılı kanun, medeni kanun miras

Evliliğin Genel Hükümleri

Evliliğin Genel Hükümleri

Evlilik birliğinde eşlerin hak ve yükümlülükleri TMK. m. 185 vd. hükümlerinde düzenlenmektedir. Evlenmeyle eşler arasında evlilik birliği kurulmuş olur. Evlilik birliğinin tüzel kişiliği bulunmamaktadır, ancak bu birliğin varlığı kanun koyucu tarafından kabul edilmekte ve buna bazı önemli sonuçlar tanınmaktadır. Evlilik birliğinin kurulmasıyla birlikte eşler bakımından değiştirilemeyen hak ve yükümlükler ortaya çıkar. Evlilik birliğinin en önemli özelliklerinden biri eşlerin birlik içinde eşit statüye sahip olmasıdır. Eşlerin eşitliği Medeni Kanunda düzenlenmesinin yanı sıra Anayasa ile de güvence altına alınmıştır. Ancak eşitlik, hak ve yetkilerde olduğu kadar yükümlülüklerde de eşitliği getirmektedir. Evlilik birliğinde, eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve aynı zamanda yardımcı olmak zorundadırlar. Medeni Kanun m. 186 ile eşlerin evlilik birliğinin giderlerine birlikte katılmaları gerektiği düzenlenmiştir. Eşlerden biri birliği temsil yetkisini aşar veya bu yetkiyi kullanmada yetersiz kalırsa hâkim, 190. madde hükmünü uygulayarak, diğer eşin istemi üzerine temsil yetkisini kaldırabilir veya sınırlayabilir. İstemde bulunan eş, temsil yetkisinin kaldırıldığını veya sınırlandığını, üçüncü kişilere sadece kişisel duyuru yoluyla bildirebilir. Eşlerden her biri, ortak yaşamın devamı süresince ailenin sürekli ihtiyaçları için evlilik birliğini temsil eder. Ailenin diğer ihtiyaçları, yani sürekli nitelik taşımayan ihtiyaçları için eşlerden biri, birliği ancak aşağıdaki hallerde temsil edebilir: a) Diğer eş tarafından veya haklı sebeplerle hâkim tarafından yetkili kılınmışsa, b) Birliğin yararı bakımından gecikmede sakınca bulunur ve diğer eşin hastalığı, başka bir yerde olması veya benzeri sebeplerle rızası alınamazsa (TMK.m.188). Birliği temsil yetkisinin kullanıldığı hallerde, eşler üçüncü kişilere karşı Medeni Kanun 185. madde gereğince, müteselsilen sorumlu olurlar. Buna karşılık eşlerden her biri, birliği temsil yetkisi bulunmaksızın yaptığı işlemlerden kişisel olarak sorumludur. Ancak, temsil yetkisinin üçüncü kişilerce anlaşılamayacak şekilde aşılması halinde eşler yine müteselsilen sorumludurlar.Temsil yetkisinin kaldırılmasının veya sınırlanmasının iyiniyetli üçüncü kişilere karşı sonuç doğurması, durumun hâkimin kararıyla ilan edilmesine bağlıdır. Kural olarak her eş ister üçüncü kişilerle ister diğer eş ile her tür hukuki işlemi gerçekleştirebilir. Ancak eşler arasında gerçekleştirilecek hukuki işlemler dolayısıyla ortaya çıkan alacaklar bakımından zamanaşımı işlemez. Buna karşılık eşler birbirlerine karşı zorla yerine getirme (cebri icra) yoluna başvurabilirler. Eşler her ne kadar diğer eşin rızası aranmadan üçüncü kişilerle diledikleri gibi hukuki işlem yapabilseler de bu kuralın biri Medeni Kanun ile düzenlenmiş diğeri yeni Borçlar Kanunu ile düzenlenmiş iki istisnası bulunmaktadır. İstisnalardan ilki 2002 tarihinde Medeni Kanun ile getirilen yeni bir kurum olan aile konutudur. Aile konutu eşlerin bir arada oturduğu ve bu sebeple adeta korunması gereken bir yer olarak düzenlenmiştir. TMK m. 194 gereğince aile konutunun kiralık olması halinde, kira sözleşmesini yapan eş diğer eşin açık rızası olmadıkça bu sözleşmeyi feshedemez. Aile konutuna eşlerden biri malik ise diğer eşin yazılı rızası olmadığı sürece bu konutu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz, örneğin konutun üzerine ipotek koyamaz. İkinci istisna ise 1 Temmuz 2012’de yürürlüğe giren Türk Borçlar Kanunu hükmüdür. Bu hüküm evli kişilerin üçüncü kişilere kefil olmasına ilişkindir. Eşin önceden verilmiş yazılı rızası olmadıkça evli bir kişinin başka bir kişiye kefil olması kanunda sayılan istisnalar dışında bu hüküm gereğince mümkün değildir. Evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya evlilik birliğine ilişkin önemli bir konuda uyuşmazlığa düşülmesi halinde, eşler ayrı ayrı veya birlikte hâkimin müdahalesini isteyebilirler. Hâkim, eşleri yükümlülükleri konusunda uyarır; onları uzlaştırmaya çalışır ve eşlerin ortak rızası ile uzman kişilerin yardımını isteyebilir. Belirtilen bu önlemler mahkeme kararına dayanmayan önlemlerdir. Bunun haricinde hâkim, gerektiği takdirde eşlerden birinin istemi üzerine kanunda öngörülen ve mahkeme kararına dayanan diğer önlemleri de alabilir. Ailenin ekonomik varlığının korunması veya evlilik birliğinden doğan mali bir yükümlülüğün yerine getirilmesinin gerektirdiği ölçüde, eşlerden birinin istemi üzerine hâkim, belirleyeceği malvarlığı değerleriyle ilgili tasarrufların ancak onun rızasıyla yapılabileceğine karar verebilir. Diğer bir ifade ile hâkim diğer eşin tasarruf yetkisini sınırlayabilir.

evliliğin genel hükümleri, evlilik tanımı medeni kanun, evlilikte kadının hukuki hakları, evlilik kanunu, 4721 sayılı kanun, medeni kanun miras
evliliğin genel hükümleri

Evlilikte Kadının Hukuki Hakları

Eşlerin yaşadıkları evle ilgili birbirinden izinsiz işlem yapmalarını engellemek amacıyla başlatılan uygulama kapsamında, 2016’da yaklaşık 14 bin tapuya “aile konutu” şerhi düşüldü. Tapuda son 14 yılda “aile konutu” şerhi konulan gayrimenkullerin sayısı 90 bin 687 oldu. Özellikle kadınları koruma amacıyla hayata geçirilen uygulamayla, eşlerden biri diğerinin rızası olmadan aile konutuna yönelik kira sözleşmesini feshedemiyor, konutu devredemiyor ve konuta yönelik hakları sınırlayamıyor. Eşlerin yaşadıkları evle ilgili birbirinden izinsiz işlem yapmalarını engellemek amacıyla başlatılan uygulama kapsamında, geçen yıl yaklaşık 14 bine yakın tapuya “aile konutu” şerhi konuldu. Uygulamanın başladığı günden bu yana bu şerhin düşüldüğü gayrimenkullerin sayısı 90 bin 687 oldu. Türk Medeni Kanunu’nda 2002 yılında yapılan yasal düzenleme ile konutun mülkiyet hakkını üzerinde bulunduran eşin bunu satması durumunda, diğer eş ve aile bireylerinin mağdur olmaması için “aile konutu” uygulaması hayata geçirildi. Özellikle kadınları koruma amacını taşıyan uygulama kapsamında, Tapu Kadastro İl Müdürlüklerine başvuruda bulunularak, evin aile konutu olduğu yönünde bildirimde bulunuluyor ve tapu üzerine de “aile konutu” şerhi düşülüyor. Şerh ile eşlerden biri diğerinin rızası olmadan aile konutuna yönelik kira sözleşmesini feshedemiyor, devir yapamıyor ve bununla ilgili hakları sınırlayamıyor. Konut, eşlerden biri tarafından kiralanmışsa, sözleşmenin tarafı olmayan eş, kiralayana yapacağı bildirimle otomatikman sözleşmenin tarafı haline geliyor. Ayrıca gayrimenkulün maliki olmayan ve konuta yönelik rızayı sağlayamayan ya da haklı bir sebep olmadan kendisine rıza verilmeyen eşler, hakim müdahalesini isteyebiliyor. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün verilerine göre, uygulama kapsamında 2016’da 13 bin 931 tapuya “aile konutu” şerhi düşüldü. Uygulamanın başladığı günden bugüne kadarki 14 yıllık süreçte ise tapuda “aile konutu” şerhi düşülen gayrimenkul sayısı 90 bin 687 oldu. Bu işlem ile 90 binin üzerinde ev “aile konutu” olarak tescillenerek eşlerin ortak kararıyla alınıp satılabilen gayrimenkul haline geldi. Tapulara aile konutu şerhinin en fazla düşüldüğü iller sırasıyla İstanbul, Ankara ve İzmir oldu.

nişanlanma ehliyeti, nişanlanma yaşı medeni kanun, nişanlanma evlenme vaadiyle olur, nişanlanma engelleri, nişanlanmak ne demek ingilizce, 20 yaşında nişanlanmak, nişanlanmanın hüküm ve sonuçları

Nişanlanma

NİŞANLANMA

Nişanlanma Medeni Kanunumuzun 118-123. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Ancak Medeni Kanunumuzda nişanlanma açık bir şekilde tanımlanmamıştır. TMK. m. 118 hükmüne göre, “Nişanlanma evlenme vaadiyle olur”. Bu hükümden yola çıkarak nişanlanmanın, bir kadın ile bir erkeğin, ileride birbirleriyle evleneceklerini karşılıklı olarak vaat etmeleri şeklinde tanımlanması mümkündür. Aynı zamanda ahlak ve manevi bir yönü de bulunan nişanlanma bir hukuki işlem olup, kendine özgü bir aile hukuku sözleşmesi olarak nitelenebilir.

Nişanlanma, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça küçüğü veya kısıtlıyı bağlamaz.Başka bir deyişle;küçükler ve kısıtlılar yasal temsilcilerinin rızası olmadan nişanlanamazlar.

Nişanlanmanın kurucu unsurları ve geçerlilik koşulları bulunmaktadır.Öncelikle karşılıklı evlenme vaadi bulunmalıdır. Nişanlanma vaadinin karşılıklı olması gerekir. Bu vaadin yapılması şekle bağlı değildir. Sözlü veya yazılı olabilir. İrade açıklaması açık veya zımni şekilde olabilir.

Nişanlanacak kişilerin ayrı cinsten olmaları gerekir.

Nişanlanma sözleşmesini yapanların ayırt etme gücüne sahip olması gerekir. Kanunda bir yaş şartı belirtilmemiştir. Ancak nişanlanma sözleşmesinde makul hareket edebilme yaşı olarak cinsel olgunluğa erme koşulu aranmaktadır.

Kişi sınırlı ehliyetsiz (küçük veya kısıtlı) ise, yasal temsilcisinin rızası gerekir. Sınırlı ehliyetsiz küçük, vesayet altında ise, vasisinin rızası gerekmektedir.

Ayırt etme gücünden yoksunluk veya kesin bir evlenme engelinin varlığı, nişanlanma akdini geçersiz kılar. Örneğin, belli akrabalar arasındaki nişanlanma geçersizdir.

Ahlak ve adaba aykırılık halinde, nişanlanma akdi geçersizdir. Örneğin, bir kişi mevcut evliliğini bozmadan başka birisiyle nişanlanmışsa, bu nişanlanma ahlaka ve adaba aykırılık sebebiyle geçersiz olacaktır.

Nişanlanmanın hükümleri ve sonuçları Medeni Kanun’da düzenlenmiştir. Şöyle ki: nişanlılar, nişanlılık süresince birbirlerine sadakat göstermek ile yükümlüdürler. Taraflar nişanlı iken bir çocuk doğmuşsa, çocuğun biyolojik babasına babalık davası açılarak  soybağı kurulabilir.

Nişanlılardan birinin ölümü halinde, diğer nişanlı kusurlu bulunan üçüncü kişilerden destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilir.

Sağ kalan nişanlı, nişanlısının ölümünden sorumlu olan kişiye manevi tazminat davası açabilir.

Nişanlılardan her biri, diğerinin taraf olduğu bir davada şahitlik yapmaktan kaçınabilir.

Taraflar evlenmeden önce mal paylaşımına ilişkin evlenme sözleşmesi yapabilirler. Bunun için hakimin iznine gerek yoktur.

Nişanlılığın sona erdiren birden çok sebep bulunabilir.Evlenme ile, nişanlılık sona erer.Nişanlının ölümü veya taraflardan birinin cinsiyet değiştirmesi halinde nişanlılık sona erer.

Nişanlılardan birinin ayırt etme gücünü kaybetmesi, taraflar arasında yakın hısımlık ilişkisinin ortaya çıkması, nişanlı eşin başka biri ile evlenmesi hallerinde nişanlılık hali kendiliğinden son bulur.

Taraflar anlaşarak nişanlılığı sona erdirebilirler. Bu anlaşmaya “ikale” denir. Bu durumda sadece hediyeler geri verilir. Maddi ve manevi tazminat talep edilemez.

Örneğin, nişanlıların evlenebilmesi için bir tarafın okulu bitirmesi şartının konulması ve bu bozucu şartın gerçekleşmesi halinde nişanlılık sona erer.

Nişanın tek taraflı irade beyanı ile sona ermesine “nişanı bozma” denir. Haklı sebep karşı tarafın kusurundan doğabileceği gibi her iki tarafın kusurunun bulunmadığı durumlarda da söz konusu olabilir.Örneğin, önemli bir olayda susma (ağır ve devamlı hastalık, mahkumiyet, hoş olmayan eski hayatı hakkında açıklama yapmama), evliliğin ön hazırlıklarına karşı tam ilgisizlik, sadakat yükümlülüğünü ihlal, nişanlıya ilgi duymama, sonradan çıkan hastalıklar ve ekonomik durumun iyice sarsılması gibi durumlar nişan bozma sebepleri olarak gösterilebilir. Haklı sebebin bulunup bulunmadığı konusunda hakim takdir yetkisini kullanarak bir sonuca varacaktır.

Nişanın sona ermesinin hukuki sonuçları bulunmaktadır.Nişanı haksız yere bozan veya kusuruyla nişanın bozulmasına yol açan taraf, maddi tazminat ödemekle yükümlüdür. Bu maddi tazminat, nişanlılık yüzünden uğranılan zararlardır. Bu talep için, kişinin evlenmenin yapılacağı inancıyla masraf yapması ve bu masrafı iyi niyetle yapması gerekir. Nişan giderleri de, maddi tazminat talebinin kapsamına girer. Tazminat davası, nişanın bozulmasından itibaren 1 yıl geçmesi ile zamanaşımına uğrar. Tazminat talebini sadece nişanlı değil onun ana babası veya onlar gibi hareket eden kimseler de yapabilirler. Bu kişiler de nişanlı için iyi niyetle yaptıkları masrafların tazminini talep edebilirler. Nişanın bozulması sebebiyle manevi tazminat isteyebilmek için nişan akdi tek taraflı bir irade beyanıyla sona erdirilmiş olmalı ve nişanın bozulmasından dolayı, tazminat isteyen tarafın kişilik hakları zarara uğramış olmalıdır.Örneğin, ölüm üzerine veya anlaşma ile nişanın sona ermesi halinde manevi tazminat istenemez.Örneğin, nişanın haksız bozulmasından dolayı, nişanlının depresyon geçirmesi halinde manevi tazminat talep edilebilir.Manevi tazminat talep edenin, zararın oluşmasında kusuru bulunmamalıdır. Manevi tazminat davası da nişanın sona ermesinden itibaren bir yıl geçmesiyle zamanaşımına uğrar.

nişanlanma ehliyeti, nişanlanma yaşı medeni kanun, nişanlanma evlenme vaadiyle olur, nişanlanma engelleri, nişanlanmak ne demek ingilizce, 20 yaşında nişanlanmak, nişanlanmanın hüküm ve sonuçları
Nişanlanma, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça küçüğü veya kısıtlıyı bağlamaz.Başka bir deyişle;küçükler ve kısıtlılar yasal temsilcilerinin rızası olmadan nişanlanamazlar.

Hediye, nişanlanma dolayısıyla bir nişanlıya verilen ve ekonomik değeri olan her türlü kazanç olarak tanımlanabilir. Hediyelerin iadesi için:

1) Hediye nişanlılık dolayısıyla verilmiş olmalıdır.

2) Alışılmışın dışında bir hediye olmalıdır.

3) Nişanlılık, nişanın bozulması, ölüm veya gaiplik sonucu sona ermiş olmalıdır.

4) Hediyeler nişanlı, onun ana babası veya onlar adına hareket eden kişiler tarafından istenebilir.

Hediyeler aynen geri istenir; aynen mevcut değilse, mislen ödenmesi istenir. Mislen de geri verilemiyorsa, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre istenir.

Hediyenin iadesini talep hakkı, nişanlılığın sona ermesinden itibaren bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.

“AYRILAN NİŞANLI ÇİFTE YARGITAY’DAN ÇOK KRİTİK KARAR!” T.C. YARGITAY 3. Hukuk Dairesi Esas: 2013/900 Karar: 2013/2605 Karar Tarihi: 19.02.2013 NİŞAN HEDİYELERİNİN İADESİ İSTEMİ – ALIŞILMIŞIN DIŞINDAKİ HEDİYELERİN AYNEN MEVCUT DEĞİLSE MİSLEN GERİ VERİLMESİ GEREĞİ – NİŞAN YÜZÜĞÜ DIŞINDA KALAN TÜM ALTIN TAKI VE ZİYNET EŞYALARIN MUTAD DIŞI HEDİYE OLDUĞU – HÜKMÜN BOZULMASI ÖZET: Davacı nişan hediyelerinin aynen, olmadığı takdirde bedelleri olan … TL.’nin yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Nişanın bozulması halinde alışılmışın dışındaki hediyeler aynen, mevcut değilse mislen geri verilir veya karşılığı sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri istenir. Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarına göre, nişan yüzüğü dışında kalan tüm altın, takı ve ziynet eşyaları mutad dışı hediye olarak kabul edilmiştir. Öyle ise mahkemece, bu ilke ve esaslar gözetilerek davalıya, davacı nişanlısı tarafından takıldığı sabit olan … adet saatin de iadesine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir. Dava: Dava dilekçesinde asıl davacı 25.169 TL’lik nişan hediyelerinin iadesine, karşı davada ise 500 TL maddi, 15.000 TL manevi tazminatın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece asıl davanın kısmen kabulü, karşılık davanın da zamanaşımı sebebiyle reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir. Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Karar: Davacı vekili dilekçesinde, müvekkili olan davacıyla davalının nişanlandıklarını, ancak bu nişanın davalının haksız hareketleri sonucu bozulduğunu beyan ederek, nişan hediyelerinin aynen, olmadığı takdirde bedelleri olan 25.169 TL.’nin yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı taraf ise, açtığı karşılık davayla nişanın haksız olarak bozulması sebebiyle 5.000 TL. maddi ve 15.000 TL manevi tazminatın davacı karşılık davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, asıl davanın kısmen kabulüyle nişan hediyelerinin aynen olmadığı takdirde, bedelleri olan 12.466 TL.nin davalıdan tahsiline, karşılık davanın ise zamanaşımı sebebiyle reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir. Davacının sair temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak: somut olayda davacı tarafından davalı nişanlıya nişan hediyesi olarak takılan 2 adet marka saatin mahkemece sayılarak iade talebinin reddine karar verilmiştir. T.M.K.nun 122. maddesine göre, nişanlılık evlenme dışında bir sebepten sona ererse, nişanlıların birbirlerine vermiş oldukları, alışılmışın dışındaki hediyeler geri istenebilir. Bu maddeye göre, nişanın bozulması sebebiyle mutad dışı hediyelerin geri alınmasına dair davalarda kusur aranmaz. Nişanın bozulması halinde alışılmışın dışındaki hediyeler aynen, mevcut değilse mislen geri verilir veya karşılığı sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri istenir. Alışılmış (mutad) hediyelerden kasıt giymekle, kullanmakla eskiyen ve tüketilen eşyalardır. Kural olarak giymekle, kullanılmakla eskiyen ve tüketilen (elbise, ayakkabı vs. gibi) eşyaların iadesine karar verilemez. Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarına göre, nişan yüzüğü dışında kalan tüm altın, takı ve ziynet eşyaları mutad dışı hediye olarak kabul edilmiştir. Öyle ise mahkemece, bu ilke ve esaslar gözetilerek davalıya, davacı nişanlısı tarafından takıldığı sabit olan 2 adet saatin de iadesine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir. Sonuç: Bu itibarla yukarda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün H.U.M.K.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde temyiz edene iadesine, 19.02.2013 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

 

İnşaat Bitirme Süresi

İnşaat Bitirme Süresi 36 aydan 48 aya çıkarılıyor

Halen 36 ay olan inşaat bitirme süresi, 48 aya çıkarılıyor. İNDER Başkanı Durbakayım, “Bu adım sektörü rahatlatır” dedi.

İnşaat sektörün de yaşanacak olası daralmadan tüketiciyi korumak için harekete geçen hükümet, belli bir kriterler çerçevesin de inşaat sektöründeki inşaat bitirme süresini 48 aya uzatmak için çalışmalar başlattı. Hem inşaatçıları rahatlatmayı hemde tüketiciyi korumayı amaçlayan çalışmanın ilk adımı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile beraber attı. Geçen yıl ağustos ayında inşaat sektörü temsilcilerinin bu yönde taleplerini alan bakanlık, gerekli düzenlemeleri yaparak konuyu asıl muhatabı olan Ticaret Bakanlığı’na sevk etti.

İnşaat Bitirme Süresi 36 aydan 48 aya çıkarılıyor

YÖNETMELİK MECLİS’TE

Ticaret Bakanlığı, talepleri ve piyasa koşullarını dikkate alarak hazırladığı kanun tasarısını Meclis’e sundu. Bu kanun tasarısına göre, inşaat alanı 10 bin metrekarenin altında olan inşaatlar için bitirme süresi 30 ay , 10 ile15 bin metrekare arasındakiler için 36 ay, 15 ile 20 bin arası için 42 ay, 20 bin metrekarenin üzerindekiler de ise yapı ruhsatının alınmasından itibaren 48 ay olarak belirlendi. İnşaat bitirme sürelerinde gecikmeler yaşanabileceğini vurgulayan İnşaatçılar Derneği (İNDER) Başkanı Nazmi Durbakayım, bu gecikmenin de sektöre telafisi imkânsız zararlar verebileceğinin altını çizdi. Durbakayım, bu yönde alınacak bir kararın sektörde rahatlama yaratağını söyledi.

çocuk

Uluslararası Çocuk Kaçırma Suçları ve Boyutları

Uluslararası Çocuk Kaçırma Suçları ve Boyutları

“Şeri hükümlerle yönetilen ve çocuğun ve kadının baba/koca izni olmadan kıpırdayamadığı ülkelerde çocukların iadesinde çok daha zor zamanlar yaşanıyor.”

Yabancı bir ülkenin vatandaşı ile yapılan evlilik ya da aynı ülkenin vatandaşı olsa da yabancı ülkede yaşarken gerçekleştirilen evliliklerin sonlanmasını, eğer anne-baba arasındaki diyalog iyi değil ise, çocuğun kaçırılmasının takip ettiğine sık rastlıyoruz. Örneğin Almanya’da yaşayan bir çiftte anne ya da babanın diğer ebeveynin izni olmadan çocuğu Türkiye’ye kaçırması ya da Türkiye’ye tatile gelen çiftten birinin çocuğu Almanya’ya kaçırması; Suudi Arabistan’da çalışan çiftten birinin memleket ziyaretindeyken çocuğu Suudi Arabistan’a kaçırması gibi durumlardan bahsediyoruz.

Dünyanın globalleşmesiyle insanlar birbirlerine daha kolay erişir oldu. Bazen tatilimizi yurt dışında yaparken bazen de tatilini ülkemizde yapmaya gelen başka ülkenin vatandaşlarıyla tanışır olduk. Bazen de çalışmak için başka ülkelere gider olduk. Sınırların kolay aşılmasının pek çok faydası olduğu gibi temel konularda da sorunlar çıkmaya başladı.

Durumların çeşitliliği göz önüne alındığında yazımda sadece Türkiye’den başka bir ülkeye kaçırılan çocukları irdeleyeceğim.

Türkiye, 25 Ekim 1980 tarihli Uluslararası Çocuk Kaçırma ve Hukuki Yönlerine İlişkin La Haye Sözleşmesi’ne taraftır ve bu sözleşmeyi imzalamış devletlerin sınırlarına kaçırılan 16 yaşından gün almamış çocukların iadesini sağlayacak bir usul ve yöntem belirlenmiştir. Türkiye bu uluslararası sözleşmenin nasıl uygulanacağını açıklayan bir kanun da hazırlamıştır: 5717 sayılı Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yön ve Kapsamına Dair Kanun.

Fakat unutulmamalıdır ki bu sözleşme ve kanundan faydalanabilmek için çocuğun sözleşmenin tarafı ülkelerden birine kaçırılmış olması gerekir. Cumhuriyet Başsavcılıklarında size verilecek formlarla birlikte çocuğun neden iade edilmesi gerektiğini açıklamanız gerekiyor. Aksi takdirde çocuk iade edilmeyebilir. Eğer zaman geçmiş ise ve çocuk kaçırıldığı ülkede yeni bir düzen kurmuş ve bu düzene alışmış ise iade talebiniz çocuğun yararı gözetilerek reddedilebilir. Bu nedenle bu süreç hızlı işlemek üzere tasarlanmıştır ve sizin de hızlı hareket etmeniz gerekmektedir.

Eğer bu ülkelerden farklı bir ülkeye kaçırılmış ise bakmanız gereken husus Türkiye’nin o ülke ile öncelikli olarak Tanıma Tenfiz ve Velayet konularında uluslararası sözleşme imzalamış olup olmadığıdır. Bu alanda bir sözleşme yok ise sonrasında da herhangi bir Adli Yardım Sözleşmesi imzalayıp imzalamadığına bakmak gerekir. Bu ikili sözleşmelerin amacı iki devlet arasında bu tür olaylar yaşandığında nasıl bir yol izleneceğinin belirlenmesi ve iki devletin birbiriyle iletişim halinde kalarak sorunun çözüme kavuşmasını sağlamaktır.

Eğer çocuğunuz Suudi Arabistan gibi hemen hemen hiçbir uluslararası sözleşmeye taraf olmayan ve kendi içerisinde dünyanın geri kalanından başka bir hukuk sistemine sahip bir ülkeye kaçırıldı ise o zaman çare diplomasiden geçiyor.

Şeri hükümlerle yönetilen ve çocuğun ve kadının baba/koca izni olmadan kıpırdayamadığı ülkelerde çocukların iadesinde çok daha zor zamanlar yaşanıyor.

O ülkenin büyükelçiliğine başvurarak görüşmeler başlatılabilir. Bazen bazı devletler şahısların bu başvurularını ciddiye almadığında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı kanalı ile gitmek daha sağlıklı olabiliyor.

Çocuk kaçırmalarında tüm olasılıklar kanunlarla ve sözleşmelerle düzenlenmiş de olsa sürecin ne kadar uzun, yorucu ve direnç kırıcı olduğunu biliyorum. Bu nedenle tüm anne-babaların sadece birbirlerini kızdırmak, intikam almak ya da bedel ödetmek amacıyla çocuklarına bu acı ve travmayı yaşatmamasını dilerim.

Eğer böyle bir durum yaşıyorsanız zaman kaybetmemek ve hak kaybınız olmaması için muhakkak bu konuda uzman bir avukata danışın.

avukat-slayt

Daha İyi Bir Hizmet İçin Yenileniyoruz

Daha İyi Bir Hizmet İçin Yenileniyoruz

Daha iyi bir hizmet verebilmek için yenileniyoruz. Müvekkillerimiz ve danışanlar için daha anlaşılır ve ulaşılabilir olmak için hazırladığımzı web sayfamız ile yenilenerek yeniden geliyoruz. Çalışma alanları konusunda ve davalar ile alakalı daha fazla bilgiye ulaşılabilmesi için ve bizlere daha hızlı ulaşarak davalar hakkında danışmak için yeni web sitemizi sizler için daha anlaşılır ve kolay ulaşılabilir hale getiriyoruz.

Çalışma alanlarımız bölümünden davalara ulaşabilirsiniz.Hizmet verdiğimiz davalar şu şekildedir.

*Aile Hukuku Davaları

*Ceza Hukuku Davaları

*İcra Hukuku Davaları

*Nüfus Davaları

*Borçlar Hukuku Davaları

*Tahliye Davaları

*İdare Hukuku Davaları

*İş Hukuku Davaları

*Miras Hukuku Davaları

*Taşınmaz Davaları

*Hasta Hakları Davaları

*Tüketici Hakları Davaları