Etiket: adli para cezası

Cezanın Belirlenmesi – İzmir Ceza Avukatı

Temel cezanın belirlenmesi, yargılamanın sona erdiğinin bildirilmesinden sonra suçun sübutunun açıklanması ile birlikte yapılan ilk işlemdir. İyi yapılmış muhakeme, iyi bir temel ceza belirlemesini sağlayacak ve temel cezanın belirlenmesinden sonra cezada yapılacak artırım ve indirimler, cezanın kişi yönünden somutlaşmasına hizmet edecektir.

İzmir Ceza Avukatı bünyesinde özel hukuk ve ceza hukukuna tabi tüm hukuksal gereksinimlerinizi kurumsal ve profesyonel tutumla karşılamaktayız.
izmir ceza avukatı, ceza avukatı, ceza avukatı izmir, karşıyaka ceza avukatı, izmir avukat, adli para cezası,

Suçların gerçekleşme şekli birbirinden farklı olduğu gibi suç işleyenlerin özel durumları, sosyal ve psikolojik halleri de birbirinden farklıdır. Bu nedenle eylem ile yaptırım arasında denge kurulması, cezanın kişiselleştirilmesi açısından önemlidir. Bu dengenin kurulması somut olayın özelliklerine göre hâkime aittir.

Temel cezanın belirlenmesi şu başlıklara ayrılarak incelenebilir:

I- Ceza türünün belirlenmesi,

II- Kanunda belirlenen alt ve üst sınırlar arasında temel cezanın belirlenmesi,

III- Suçun olası kast veya bilinçli taksirle işlenmiş olması halinde buna uygun cezanın belirlenmesi,

IV- Suçun nitelikli hallerinin uygulanması,

V- Yukarıdaki belirlemelerden sonra, teşebbüs, iştirak, zincirleme suç, haksız tahrik, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı ve cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebeplere ilişkin hükümlerin uygulanması ile sonuç cezanın belirlenmesi. Cezada şahsi indirim yapılmasına gerektiren nedenlere, sağır ve dilsizlik, akrabalık TCK m. 167’de belirtilen yağma ve nitelikli yağma haricinde malvarlığına karşı suçların yasada belirtilen akrabalar arasında işlenmesi hali ile yalan tanıklık suçunun yine belli akrabalar arasında işlenmesi halindeki şahsi cezasızlık sebebine ilişkin TCK m. 273 örnek olarak gösterilebilir.

Kanunda konusu suç teşkil eden eylemin karşılığı ceza türünün belirlenmesi gerekir. Bazı hükümlerde, cezanın alt ve üst sınırlarından birisinin gösterilmediği gibi seçimlik olarak hapis veya para cezasının belirlendiği ya da hem hapis hem de para cezasının belirlenebildiği görülebilmektedir.

Türk Ceza Kanunu m. 50/1 fıkrasına göre: “Kısa süreli hapis cezası, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre; a) Adlî para cezasına, b) Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesine, c) En az iki yıl süreyle, bir meslek veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkânı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmeye, d) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya, e) Sağladığı hak ve yetkiler kötüye kullanılmak suretiyle veya gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak suç işlenmiş olması durumunda; mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, ilgili ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınmasına, belli bir meslek ve sanatı yapmaktan yasaklanmaya, f) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya, Çevrilebilir.” Türk Ceza Kanunu m. 49/2 fıkrasına göre, hükmedilen bir yıl veya daha az süreli hapis cezası kısa süreli hapis cezasıdır. 6217 sayılı Yargı Hizmetlerinin Hızlandırılması Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun m. 26 ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’a ek Geçici m. 2 gereğince üç bin Türk Lirası dâhil adli para cezasına mahkûmiyet hükümlerine karşı temyiz yoluna başvurulması mümkün değildir. Ceza muhakemesinin mümkün olan en kısa sürede sonuçlanması, ceza yaptırımı ile ceza siyasetinin amaçlarına ulaşılabilmesi nedenleriyle somut olayda seçenek yaptırım olarak adli para cezasının seçilmesi mümkündür. Seçenek yaptırımlar konusunda temel cezanın belirlenmesinde diğer sınırlayıcı hüküm TCK m. 50/2 fıkrasıdır. Bu halde de, suç tanımından hapis cezası ile adli para cezasının seçenek olarak öngörüldüğü hallerde hapis cezasına hükmedildiği takdirde, bu ceza artık adli para cezasına çevrilemeyecektir. Seçenek yaptırımların belirlenmesinde de orantılılık ilkesi dikkate alınmalıdır.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması

 Ceza türünün belirlenmesinde etkin olan bir diğer kanuni etken hükmün açıklanmasının geri bırakılması uygulamasıdır. Gerçekten CMK m. 231/6 fıkrasına göre: a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması, b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması, c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi, şartlarının bir arada bulunması halinde sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı uygulanabilecektir. Uygulama kapsamını genişletecek sonuç doğuran pek çok Yargıtay kararı ile birlikte sanık hakkında şartların bulunması halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi zorunluluk gibi görünmektedir. Bu halde itiraz ve itiraz mercilerinin kesin kararı ile birlikte kararın kesinleşme süreci kısalacak ve dosya Yargıtay aşamasından geçmeyecektir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması halinde, CMK 231/7 fıkrası gereğince, açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen hükümde, sanık hakkında hapis cezasının ertelenebilmesi ya da kısa süreli olması halinde seçenek yaptırıma çevrilebilmesi mümkün değildir. Sanık hakkında verilecek hüküm bu aşamada kanunda belirlenen soyut cezanın, seçimlik yaptırım olarak belirlenmesi halinde hapis cezası tercih edildiği takdirde bunun kısa süreli olması halinde, seçenek yaptırım uygulamasına gidilemeyeceği ve hiçbir şekilde ertelenemeyeceği yönündedir. Bu hükümler de temel cezanın belirlenmesi yönünden hâkimi sınırlayıcıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması konusunda bir diğer sınırlayıcı hüküm yine 6545 sayılı yasa 72. Maddesi ile 5271 sayılı CMK’nın 231. Maddesi, 8. Fıkrasına ilk cümleden sonra gelmek üzere eklenen; “Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez.” hükmüdür. Bu hükme göre de sanık hakkında bir kez hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildiği takdirde yeniden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmesi mümkün değildir.

Bu halde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının maddi ceza hukukuna ilişkin olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Özellikle sanık yönünden lehe/aleyhe kanun değerlendirmesi yapılması sırasında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi önemlidir. Sanığın 28 Haziran 2014 günü 29044 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’dan önce verilen Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararı bu tarihten sonra verilen Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması kararları yönünden engelleyici olabilecek midir? Diğer bir anlatımla, TCK 7/2 fıkrasına göre, “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.” Bu halde, sanık hakkında daha önce verilmiş olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları yeniden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine engel olacak mıdır? Üstelik 3. fıkrada, hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverme ve tekerrürle ilgili olanlar hariç infazla ilgili olan hükümlerin derhal uygulanacağı hükmüne yer verilmiştir. Her ne kadar hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına açıkça fıkrada yer verilmemiş ise de niteliği itibarıyla erteleme olarak değerlendirilebilecek hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı yönünden lehe/aleyhe değerlendirmesi yapılması için öncelikle değerlendirileceği sonucunu çıkartmak mümkündür. Sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanması sırasında hükmedilen yaptırımların, hükmün açıklanması aşamasında aynen korunması gerektiği konusunda Yargıtay uygulamalarında birlik olduğunu söylemek gerekir. Bu konuda, kanun lâfzından hükmün aynen korunması çıkartılamamaktadır. Ancak, Yargıtay daire uygulamaları ile hükmün aynen korunması gerektiği sıklıkla vurgulanmakta, ancak sanık lehine olarak seçenek yaptırımların uygulanması hatta cezanın bu aşamada ertelenmesi halinde aleyhe temyiz bulunmaması nedeniyle onama yapılması uygulamasına sıklıkla karşılaşılmaktadır. Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması uygulamasında, Temel cezanın belirlenmesi konusunda hâkimi sınırlayan bir diğer hüküm 6545 sayılı yasa ile yapılan değişiklikle TCK m. 191’e ilişkindir. 6545 sayılı yasa m. 85 ile 5320 sayılı kanuna eklenen geçici 7/2 fıkrasına göre: “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Türk Ceza Kanununun 191 inci maddesinde tanımlanan suç nedeniyle yürütülen kovuşturmalarda, hakkında daha önce denetimli serbestlik veya tedavi tedbiri uygulanmayan kişilerle ilgili olarak 191 inci madde hükümleri çerçevesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilir.”

Bir ceza davasında ne kadar ceza alırım, hüküm para cezasına çevrilir mi, yatarı ne kadar … vb. sorularınız varsa daha detaylı bilgi almak için alanında uzman bir ceza avukatına başvurmanızı, hukuk büromuzu arayarak randevu almanızı tavsiye ederiz.